Connect with us

Didim

“Didim Otoloji” farklı bir oto galeri!

Aslında biz galericiler arabayı alırken kazanırız. Bizim için almak satmaktan daha zordur. Dediğim gibi on araba bakarım ama bir tanesini anca beğenirim alırım. Sonrası da malum rol değiştiriyoruz. Alıcıyken, satıcı oluyorum. Bizde tüm araçlar galeriye girmeden, satışa çıkmadan önce komple bakıma ve temizliğe girer. Tamponunda bile çizik varsa giderilir. Lastikleri eskiyse değişir. Hataları, eksikleri giderilir ve artık araç artık satışa hazır hale geldiğinde vitrine, satışa çıkar.

Published

on

Didim Otoloji

Sevgili Orçun nasıl başladın? Otoloji hikayesi nasıl başladı? 

Vallahi ben kendimi bildim bileli arabalara meraklı bir çocuk oldum. Babam sanayide oto elektrikçisiydi ve çocukluğum da arabalarla iç içe geçti. Ben arabadan başka bir iş bilmiyordum zaten “öncesinde başka bir galeride çalışırken, daha sonra kendi işimi kumaya karar verince” pat diye bir anda aklıma gelen bir isim ile Otoloji hikayesi başladı. İsmimizi de galerimizi de verdiğimiz hizmet modelini de sağ olsunlar müşterilerimiz çok sevdiler.

İşin doğrusu “Otoloji” sanki bir franchise markaymış da Didim Otoloji de sizmişsiniz gibi düşünmüştüm. Sahiden Otoloji özgün akılda kalıcı ve iyi bir isim tercihi olmuş. Aslında, demek ki doğrudan markalaşma vizyonu ile başlamışsın sen, başarı da buradan geliyor olmalı. Bunu hemen sana söylemeliyim ki gerek Otoloji adını, gerekse de logonu çok başarılı buldum. Sahi sloganıyla da çok uyumlu, çok keyifli, “FARKLI BİR OTO GALERİ” burası.

Otolojiyi diğer galerilerden ayıran minik detayları öğrenmek istiyorum. Düşünsene yıllarca çalışıp bir ev, bir araba almak isteyen, emeği parası kıymetli kişilere satış yapıyorsun. Ya da arabalarını alıyorsun. Aslında almak da satmak da zor ve yıpratıcı işler. O sürecin de nasıl ilerlediğini merak ediyorum.

Evet, hemen anlatayım. Öncelikle çok teşekkür ederim. Aslında bu işi yapan diğer arkadaşlarımız nasıl çalışıyorsa biz de benzer satış prensipleri ile çalışıyoruz. Vallahi ben en iyi bildiğim işi, en iyi hali ile müşteri memnuniyeti odaklı, etik ve dürüst ticaret anlayışıyla, titizlikle yapıyorum. Bir arabanın çalışma sesinden derdini, hikâyesini anlayabilirim.

Sadede yüksek empati duygusu taşıyorum. Kimi müşterimiz yıllarca birikim yapmış, hayal kurmuş hayalini gerçeğe dönüştürmek için geliyor, kimi de yıllarca bağlandığı, adı bile olan çok sevdiği aracını satmak zorunda kaldığı için geliyor. Yani araç alışverişi öyle hemen hadi alayım, hadi satayım alışverişi değil ki ! Değerli alışveriş. Araba almadan önce üzerinde çok iyi düşünmek ve elbette bütçe planlaması yapmak gerekli.  Gelen tüm müşterilerimle arkadaş oluyorum. Ne istiyor, neyi arıyor anlamaya çalışıyorum. Zaman zaman yeni bir araç almaları, zaman zaman da aracını satmaması için onları motive ediyorum. Otoloji’nin en büyük farkı bu olabilir. Yüzde yüz müşteri memnuniyeti diyebilirim.

Aslında galerici olarak araç değil, insan biriktiriyorum.

Bir arabayı alırken ve satarken en çok nelere dikkat ediyorsun? Almak mı zor satmak mı?

Mesela ayağımı yerden kessin yeter aracı yoktur bizde. Otomatik vites olacak, hasarsız olacak, çok titizlikle seçiyorum. On ayrı araç bakıyorsam içlerinden sadece birini alırım.

Kesinlikle araç düzgün olacak. Kazalı, hasarlı araçları almıyorum da satmıyorum da hatta fiyat teklifi bile vermiyorum. En önemli kriterim bu olabilir. Mesela kaza yapmamış olacak, önden hasar almamış olacak. Zaten tüm araçları uzman ( eksper) raporlu satıyorum. Gerek alırken, gerek de satarken zor bir süreçten geçiyoruz.

Aslında biz galericiler arabayı alırken kazanırız. Bizim için almak satmaktan daha zordur. Dediğim gibi on araba bakarım ama bir tanesini anca beğenirim alırım. Sonrası da malum rol değiştiriyoruz. Alıcıyken, satıcı oluyorum. Bizde tüm araçlar galeriye girmeden, satışa çıkmadan önce komple bakıma ve temizliğe girer. Tamponunda bile çizik varsa giderilir. Lastikleri eskiyse değişir. Hataları, eksikleri giderilir ve artık araç artık satışa hazır hale geldiğinde vitrine, satışa çıkar.

Nasip, şans işte ne diyorsanız hani bazen yeri geliyor aracı aldığımız gibi de satabiliyoruz. İstanbul’da arabayı alıp Bandırma’da satıp Didim’e otobüsle geldiğimi de bilirim. Yeri geliyor aynı klasman araç aylarca bekliyor yeri geliyor saatler geçmiyor satılıyor.

Bu pandemi döneminde işler nasıldı? İkinci el otomotiv fiyatları hiç olmadığı kadar yükseldi. O zaman da konuşmuştuk bu durumu, bir talep patlaması oldu.  Bu süreç oto galericiyi mutlu etti mi?

Didim Otoloji Orçun Özbaş - Umut Kaşan Röportajı

Didim Otoloji Orçun Özbaş – Umut Kaşan Röportajı

Sürecin kazananlarından mı oldunuz? Hem evet, hem de hayır. Sahi karşıdan şöyle bir durum var ‘Bize ooo iyi kazandınız diyorlar! Ama diyelim ki aracı sattık ya, biz yerine araç koyamadık.

Sattığım fiyata araç alamadım. Bu sebep bazen hiç satmasam mı acaba? dediğim bile oldu. Böylesi sıkıntılı satışlar da yaptık. Araç piyasası da bu işi yapanlar da bir ara çok dengesizleşti. Elimde on arabam varsa sekiz arabaya düştü gibi tuaf da bir durum. Ama fiyatlar da iki katını geçti. Pandemi süreci otomotiv piyasasını çok değiştirdi.

Kadınlar da öncesine göre daha çok araç almaya, trafiğe çıkmaya başladı demiştin, hala öyle mi?

Kamu bankalarının tarihin en düşük taşıt kredisi kampanyasını başlatmasının ardından, sıfır ve ikinci el araçlara gösterilen ilgi de birden bire arttı.

Otomatik araca olan talep çok arttı. En çok kadınlarımız seviyor otomatik vites araç kullanmayı, onlardan çok talep geldi. Toplu taşıma yerine herkes kendi arabası ile işine gitmek istedi sanıyorum. Kadınlar araba alıyor ama genellikle alınacak araca da eşleri, babaları yani erkekler karar veriyor.

Fabrikalar yeni ürerim yapamayınca haliyle genel olarak ikinci el araca olan talep arttı. Çok çok ilginç durumlar yaşadık. Normalde biz galeri esnafı bayiden araç çekeriz, ben bayiye bile araba sattım bu pandemi sürecinde. Düşünün bak bayide araç kalmamış, bayii benden araç aldı. Hatıra fotoğrafı çektirdim bayi ile durumlar öyle tersine döndü.(Gülüyor)

Eskiden galeriden araba alınmaz tutuculuğu vardı. Kadınların sattığı araçlar daha kıymetliydi, eş dost kendi içinde el değiştirirdi aracını. Şimdi o durum da bu süreçte artık daha farklı işledi, tersine döndü. Bakanlık 2. el araçların satışında artık yetki belgesi şartı getirildi ve yine yeni düzenlemeye göre ekspertiz raporu da artık satışın yapıldığı tarihten önceki 7 gün içinde alınmalı diye haberini de yapmıştık. Bu yeni düzenleme ile ne değişti?

Yani elbette beklediğimiz ve tüketiciye faydası olan ticari bir düzenleme oldu. Zaten artık akıllı tüketici, eş dost ve akraba satışı yerine bir galeriden almayı tercih ediyor. Bazı araç sahipleri kendileri de bilmiyor aracının sıkıntılarını. Haliyle bir galerici kadar araçlara hâkim değil. Yalan söylemiyor belki ama aracını tanımıyor. Bazen de öyle satıcılar oluyor ki diyelim ki kapısı yamuk arabanın, bu arabanın kapısı yamuk diyorsun ‘Ben arabanın bakımını yaptırdım yağına suyuna baktırdım’ bir şeyi yok diyor. Şu da var, diyelim ki bir tanış vasıtası ile tanımadığınız bir başkasının aracını aldınız. Araç sıkıntılı ve sonradan fark ettiniz. Eğer aracı satan kişi, adresini ve telefon hattını değiştirdiyse ulaşmak için uğraş dur. Ama galeri satışında asla böyle bir durum olamaz.

Ben kendim de aracı eksper raporu ile alıp yine eksper raporu ile satıyorum. Müşterilerime de mutlaka siz de alın raporunuzu, 250 – 300 TL’ den kaçmayın diyorum.

Sevgili Orçun araç alırken ya da satarken daha çok nasıl sorular geliyor? Didim daha çok alıyor mu satıyor mu?

Didim alıyor. Sorular da çok ilginç. Öncelikle araçtan öte aracın sahibini sorguluyor tüketici, daha sonra aracı sorguluyor. Ben bu aracın kaçıncı sahibi olacağım? Bu aracın sahibi memur mu? Soru demişken de sanılıyor ki biz her aracın fiyatını trak diye biliyoruz. Hayır yok öyle bir şey. Sattığım, tanıdığım, bildiğim aracın piyasasına hâkimim ben. “ Dayımda şu şu özelliklerde şu araç var, piyasası nedir ne eder?” diyor soruyor hemen cevap istiyorlar. Bilmiyorum, bakayım araştırayım diyorum. Sanıyorlar ki biz Google gibi her aracı, piyasasını iyi biliyoruz. Diğer galerici arkadaşlarımızla da sürekli iletişim halindeyiz. Diyelim ki bizim portföyümüzde olmasa da araç konusunda birbirimize yönlendirici oluyor, alıcı ya da satıcıya yardımcı olmaya gayret ediyoruz.

Didim Otoloji Otomotiv’in günün mutlu müşterisi var. Nasıl da mutlu ve güzel anlar paylaşıyorsun Mutlaka bakıyorum ben o fotoğraflara.  Sosyal medyayı aktif ve başarılı kullanıyorsunuz. Sürekli telefona cevap veriyorsun. Düzenli çalışma saati olmayan meslek grubundasın. Peki, yorucu mu?

Özellikle aracı @didimotoloji instagram sayfasına ilk koyduğumda öyle çok telefon alıyorum ki… Çok ilginç telefonlar da geliyor. Çok komik teklifler geliyor. Diyelim ki araç 150 bin TL. Telefonda bana “100 bin olmaz mı?” diyor. Sence olur mu diyorum? Gülüyoruz. Almasa da araç piyasasını yakından takip edenler, sorup araştırıp bilgi alanlar var. Sürekli anlatıyorum. Cevap veriyorum.

Yorucu ama işimi de çok severek yapıyorum. Arabasını zar zor krediyle alan var. Elimizden ne gelebiliyorsa yardımcı oluyoruz, süreci hızlandıran çözüm ortaklarımız var, devreye giriyorlar. İlk arabasını alan var, emekli olmuş hayalindeki arabayı alan var. Çok mutlu o anlar.

Ben onlardan daha çok mutlu oluyorum. Düşünsene ilk arabasını almış. Burası nasıl mutlu bir enerji ile doluyor anlatamam. Günün mutlu müşterisi diye onların bu mutluluğunu da (elbette izinlerini alarak) paylaşıyorum. Ben de seviyorum o anları ölümsüzleştirmeyi. Hemen adını da koyuyorlar, arabanın çok da keyifli oluyor.

Sevgili Orçun, otomobilleri bu kadar yakından tanıyıp, sık sık alıp – satan bilirkişi olarak favori aracını ve otomobil markasını çok merak ettim.

Orçun Özbaş - Umut Kaşan

Orçun Özbaş – Umut Kaşan

Öyle çok dolaştığım, saatlerce araç kullandığım zamanlar oluyor ki fırsatım varsa ben yürüyorum. En sevdiğim araç bisiklet diyormuşum değil mi? (Gülüyoruz ) Ben eve yürüyerek gidip geliyorum. Japon arabalarını da çok seviyorum.

Daha çok araç alan mı mutludur satan mı?

Alanlar tabii ki. Eşine, üniversiteyi kazanan kızına, hatta sevgilisine araba alanlar, hediye edenler var. O mutluluklarını görmelisiniz.

Araçların adı var demiştin. Daha çok nasıl isimler veriyor kişiler arabalarına? Satışta aracın rengi önemli midir? Aldığımızda kolaylıkla satış yapabileceğimiz araç markası var mıdır?

Kadınlarımızın araçlarına verdiği Ponçik- Boncuk- Maviş- Minnoş isimler var çok sevimli değil mi? Satışta ise aracın tercih edilen rengi, bölgeye göre değişir. Kırmızı renk araçlar çok dikkat çekerken, beyaz ve gri renk daha revaçtadır. Renault ve Fiat grubu piyasası çok hareketlidir. Yani diyelim arabayı aldınız ve acil satış yapmanız gerekti, bir iki lira altında bu grup araçları hemen satabilirsiniz.

Nerdeyse araç bakmak için tüm Türkiye’yi dolaşıyorsun. Sık sık seyahat ediyorsun. Gittiğin her yerde Didim’i de tanıtıyorsundur. Yeni yerler, insanlar tanıyorsun. Mutlaka dostluklar geliştirdiğini söylüyorsun. Hiç unutamadığın bir anın var mı?

Evet. Çok anı, çok arkadaş biriktiriyorum. Artık satış olayları eskisi gibi değil. Bir aracın teknik tüm detaylarına bir SMS ile kolaylıkla ulaşabiliyorsunuz. Sigorta, şase, uzman incelemesi raporu mecbur oldu. Haliyle bizler bir aracı tanırken bir hayatı da tanıyoruz.

Her araç alışında ya da satışında başka dostluklar geliştiriyoruz. Her aracın başka hikâyesi var. Ağlayarak aracını satan bir kadın vardı hiç unutmam, eşi de ısrarla arabayı satsın istiyor. Hanımefendi vazgeçin o zaman satmayın demek durumunda kaldığımı bilirim. Çok ilginç anılarımız oluyor, çok var hangisini anlatsam ki bilemedim…(Gülüyor)

Otoloji Günün Mutlu Müşterisi

Sizi daha yakından tanımamıza fırsat verdiğiniz ve röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim Orçun Bey. Dilerim ki Didim Otoloji Otomotiv markası daha çok mutlu ederek, keyifle büyüyerek yoluna devam eder.

Ben de size teşekkür ederim Umut Hanım. Sosyal medyayı aktif kullanıyorum ve araç reklamlarımız, tanıtımlarımız için @didim_jet _sosyete’nin araçlarımıza yaptığı etkili reklam ve tanıtımlardan çok memnunum. Ben size çok teşekkür ederim. Dilerim ki sizin de işleriniz keyifle yolunda devam eder.

Didim

ELVAN İLK ŞARKISI “ PSİKOZ” İLE BÜYÜK BEĞENİ TOPLADI

Çocukluğundan bu yana içten içe hep müzikle de ilgilenen Elvan Telyakar’ın yeni başlayan müzikal yolculuğu herkesi şaşırttı. Psikoz tüm dijital platformlarda

Published

on

elvantelyakar_psikoz
elvantelyakar_psikoz

Elvan Telyakar 

Çocukluğundan bu yana içten içe hep müzikle de ilgilenen Elvan Telyakar’ın yeni başlayan müzikal yolculuğu herkesi şaşırttı. 1980 Kars doğumlu eşi Mete Telyakar ve çocukları ile uzun yıllardır Didim’de yaşayan Elvan Telyakar Didim Selçuk Özsoy Lisesi mezunlarından. Girne Amerikan Üniversitesi eğitimi için bir süre Kıbrıs’ta da yaşayan Elvan, Anadolu Üniversitesinde Türk Dili ve Edebiyatı üzerine de lisans yapan renkli ve sosyal kişiliği ile Didim’de tanınan ve sevilen simalardan olan sanatçı, geçmişte bir dönem radyo programcılığı da yapmış.

Çocukluğundan bu yana, yaşadığı, biriktirdiği ne varsa artık kendisinde taşmaya başlayınca ve taşıyamaz hale gelince Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Ruh Sağlığı ve Hastalıklarında kendisine konulan Psikoz Teşhisi sonrası, uzunca bir tedavi süreci geçirmiş.

elvantelyakar_psikoz

Elvan Telyakar 

‘Ne yazdıysam hepsi çok gerçek !’

En genel ve basit tanımı ile Psikoz, depresyon ile başlayıp, zamanla gerçeklik algınızı bile değiştiren, hayatı zorlaştıran psikiyatrik bir hastalık. Kişilerin gerçeklerden ve dış dünyadan koparak, kendi iç yolculuğunda yaşadığı kavrama, düşünce, idrak, konuşma ve davranış problemleri ile ortaya çıkan ve tedavi edilebilen beyin hastalığı diye tarif ediyor kitaplar.

Pek çok kişi hasta olduğunu bile bilmiyor, psikolojik hastalıkları tanımıyoruz bile. O kadar çok içine bakmaya başlıyorsun ki, her duygunun kat be kat farkında olmaya başlıyor, her duygunun yaşattığı durumu da herkesten farklı olarak daha yoğun yaşıyorsun. Süreçte dün bugün yarın bazen iç içe geçebiliyor. Hayatın her anı, acısı ve tatlısı ile kıymetli. Her şey üretime dönüşebilir.

Geçmiş dönemlerde yaşadığım, hissettiğim ne varsa, tedavi sürecinde yazdım ben psikoz’u. Herkesten ve her şeyden izole olup müziğe sarılmışım. Müzik öyle şifalı ki, bazen acı, bazen neşe, bazen ağıt, bazen öğüt.

‘En çok ben şaşırdım!’

Çocukluğumdan bu yana hep yazdım, söyledim söylendim, içten içe hep mırıldandım ama bu performansı ben de kendimden beklemiyordum. en çok ben şaşırdım ama iyi ki şaşırttım.

Elvan Telyakar 

Elvan Telyakar 

Uyumadım gecelerce, yemedim içmedim onca gün dedim. Ne yaşadıysam onu yazmışım işte ama bak bugün herkes kendinden bir parça buldu. Şimdi bana gelen yorumları okudukça iyi ki yazmışım, iyi ki yapmışım Psikoz’u diyorum.

Kendim için müzik yolculuğu yapıyorum, ama bana eşlik edenleri gördükçe de mutlu oluyorum.

Ses ya da sahne sanatçısı değilim. Düne kadar özel bir müzik eğitimi almadım. İşin aslı başka başka şarkılar yapayım, albümlerim olsun, sahneye çıkayım gibi hayaller bile kurmadım ama dediğim gibi, bu süreçte ben en çok beni şaşırttım.

Şimdi daha çok şarkı yapmak, şarkılarımı daha iyi okumak, daha keyifli hale getirmek için bir yandan ses eğitimi almaya da başladım. Zaten yaptığım her işi en iyi haliyle yapacağım derken derken hasta oldum ben, daha iyisinden kendimi alıkoyamam. Eşim Mete Telyakar ve çocuklarım müzikal yolculuğumda en büyük destekçilerim oldular.

‘Psikoz Tüm Dijital Platformlarda Yayınlanlandığında beklediğimin de üzerinde bir ilgi gördü’

Elvan Telyakar / Psikoz Tüm Dijital Platformlarda Yayınlandığında gerek Youtube’da kişisel sosyal medya hesaplarıma ( instagram : @elvan.resmi )  gelen her yorumu, eleştiriyi dikkatle okuyorum. Bana “Bu kadar mı güzel anlatılır, bu kadar mı güzel bir şarkı olur” diyenler oldu, açıkcası hiç sevimsiz eleştiri de almadım ama mutlaka olmuştur. Beni dinleyen şarkımı iyi – kötü eleştiren herkese çok teşekkür etmek isterim. Ama önce sağlık, her şeyin başı sağlık. Bir farkındalık oluşturduysam ne mutlu bana.

Daha başka şarkılarım da var.  Hepsi psikoz gibi değil, çok neşeli şarkılarım da var. Başkalarının şarkımı söylemesi ve yorumlaması da çok hoşuma gidiyor.

Kendimi tamamlıyorum, bana iyi gelen şeyi yapıyorum, içimden gelen sözleri içimden geldiği gibi mırıldanıyorum, şarkılarım beğenildikçe mutlu oluyorum, daha da iyileşiyorum. İsteklerimizi ifade etmekten, gerçekleştirmekten korkmamak, yeteneklerimizi köreltmemek, cesur olmak, biraz da deli olmak lazım.

‘Kendimi dinlemeye, üretmeye, yazmaya, şarkılar yapmaya devam edeceğim.’

Beni iyileştiren ya da hasta eden tüm yaşanmışlıklarıma, bana ilham veren okuduğum kitaplara, kitap kahramanlarına, ruhumu besleyen iyi müziklere, şarkılara, bana her daim motivasyon veren eşime, aileme, çocuklarıma, müzikal yolculuğumda beni yalnız bırakmayan dinleyicilerime teşekkür ederim. Kendimi dinlemeye, üretmeye, yazmaya, şarkılar yapmaya devam edeceğim.

Yönetmenliğini Arif Özçetin’nin yaptığı Elvan Telyakar’ın ilk teklisi Psikoz’un klibi de Didim’de Didimin tarihi ve turistik değerleri ön plana çıkarılarak, Didim Apollon tapınağının büyüleyici tarihi atmosferinde çekilmiş. Levent Deniz Sönmez düzenlemesi ile Yapımcı firma De Prodüksiyon, Magus Medya Prodüksiyon ile ilk klip Youtube da izleyici ve dinleyisi ile buluşmuş. Didim tanıtımında da önemli rol oynadığını düşündüğüm Elvan Telyakar’a kendini gerçekleştirme ve müzik yolculuğunda başarılar dileriz. Dinleyenin ve alkışlayanın bol olsun.

Umut Kaşan – Didim

Elvan Telyakar’ın İlk şarkısı Psikozu izlemek için bağlantıya tıklayınız

 

Continue Reading

Didim

Didim’in Kent Kimliği üzerine Araştırma Yapan Dr. Arzu TOKER Didim için Anket Yapıyor.

Didim’in şehir kimliği adına vereceğiniz cevaplar ile çok önemli veriler sağlayarak bağımsız akademik bir araştırmaya destek vermiş olacaksınız.

Published

on

Dr. Arzu Toker Didim'in Kent Kimliğini Araştırıyor
Eskişehir Anadolu Üniversitesi, Turizm fakültesi adına Didim’in Kent Kimliği üzerine Araştırma Yapan Dr. Arzu TOKER  için Aşağıda sizler için cevaplaması çok zor olmayan, öyle çok vaktinizi almayacak, vereceğiniz gerçek cevaplarla #Didim adına ve Didim’in şehir kimliği adına vereceğiniz cevaplar ile çok önemli veriler sağlayarak bağımsız akademik bir araştırmaya destek vermiş olacaksınız.
Bu araştırmayı yaparak, ilçemiz Didim için çok değerli bir çalışma başlatan Arzu Toker in mesajını aynen sizlere iletiyorum. ( Umut Kaşan )
Sayın Katılımcı,
Didim’in Kent Kimliği ile ilgili düşüncelerinizi anlamak için oluşturulmuş bu soru formuna verdiğiniz yanıtlarla bilimsel bir çalışmada kullanılacak doğru verilere ulaşılmasına destek olacaksınız.
Katkılarınız için şimdiden teşekkür ederim.
Dr. Arzu TOKER
Anadolu Üniversitesi
Turizm Fakültesi
Not : BU MESAJI OKUYAN HERKES KENDİ PROFİLİNDE DE PAYLAŞABİLİRSE ŞAHANE OLURDU, NE KADAR ÇOK VERİ , O KADAR  SAĞLIKLI SONUÇLAR GETİRECEKTİR. İLGİNİZE ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM. ( @dualiteli)

Continue Reading

Didim

Aşılanma sonrası gelişen mıknatıslanma halinin aşı ile ilgisi nedir?

Kaşık düşmüyor çünkü cilt yağı yapışkan vazifesi görüyor ve gözle görmediğimiz mikro pütürlükleri var, aynen araba lastiği gibi düşün, kaşık bu sebeple kaymıyor

Published

on

Aşıdan sonra bizlere gelen “Mıknatıs gibiyim” videolarının, elbet bilimsel bir açıklaması vardır diyordum varmış.

Dr.Alp Sirman, net olarak bu yaşanan mıknatıslanma durumunun aşı ile bir ilgisi yoktur diyor.

Bana göre de o diyorsa yoktur . Kendisini tanımayanlar için Dr. Alp Sırman, medyada sağlık yalanlarını anlatan “Sağlık Balonları” adlı iki kitabı olan, sürekli işin doğrusunu söylemek adında yazan çizen anlatan bir hekim, popüler bilim’de yazıyor ve çok değerli televizyon programları yapıyor. Türk Tabipler Birliği’ne bağlı görev yapan Dr. Alp Sirman’nın söylediklerini ve açıklamalarını uzun yıllardır takip eden bendeniz de söylediklerini ve paylaştığı bilgileri çok önemsiyorum. Dr. Alp Sırman bey bu durumun aşı ile kesin ilgisinin olmadığını söyledi. Bu arada tabii ben de bu mıknatıslanma etkisinin sebebini daha da çok merak ettim.

Biliyorum ya bu durum placebo etkisi değil ya, ondan daha da çok merak ettim. Kendimce araştırdım.

Şöyle bir açıklama da Mikrobiyolog Ertan Çakmak Bey’den geldi. ” Yeni bir şey değil bu durum ve net aşıyla ilgisi yok. Koluna bir pusula tut, ibrenin yönü değişmiyorsa manyetik değilsindir. Bu durum insan cildinin yağı ve pütürlü olması nedeniyle oluşan kayma direncinden kaynaklanıyor. İnsan da manyetik değil, dimagnetik molekülerden oluştuğu için manyetik olamaz. Kaşık düşmüyor çünkü cilt yağı yapışkan vazifesi görüyor ve gözle görmediğimiz mikro pütürlükleri var, aynen araba lastiği gibi düşün, kaşık bu sebeple kaymıyor ” diyor. En azından benim gibi bu durum ile karşılaşan ve haklı bir şüphe ile yaklaşanlar, durumu sorgulayanlara edinebildiğim bilimsel açıklamalarla cevap niteliğinde olsun istedim.

Bu durumun aşı ile ilgisi yokmuş. Dr.Alp Sırman ve Mikrobiyolog Ertan Çakmak başta olmak üzere değerli bilgilere ve ilginize çok teşekkür ederim.

#UmutKaşan #Didim – 11.06.2021

Continue Reading

Çok Okunanlar